Küçüklüğümden hatırladığım, tek başıma yolda yürürken mırıldandığım notalar ve saçmaladığım doğaçlamalardır. Düşüncemde kendi müziklerimi, düşündüklerimi piyanoya yansıtabilmek vardı. O zamanlardan aklıma tek gelenler bunlar.
2004 yılında kendimi iyi bir rap dinleyicisi olarak buldum bir anda. Yabancı müzikler çok ilgimi çekiyordu akranlarımda gördüğüm gibi. Türkçe rap bana o kadar da ilgi çekici, kaliteli bir müzik olarak gelmiyordu ilk sıralar. Fakat sonrasında ben de rap müzikte bir müddet bir şeyler yapmaya çalışacağım, bol pantolonlarla ve bandanalarla dolaşacaktım.
Çevremde sıkı dostluğum olan bir kişi ile yola başladık ilk sıralar. Sonrasında tanıştığım diğer arkadaşlar ve diğerleri derken; bir anda adına Carpediem dediğimiz bir yeraltı topluluğunun içerisinde bulduk kendimizi. ‘Nervür’ ismi altında başladı ilk macera. Nervür, bu grubun içerisinde iki kişiden oluşan bir alt grup niteliğini taşıyordu. Oldukça çaylaktık. Birkaç amatör şarkı yaptık. Dinlenilmek için öylesine çırpındık; öylesine çırpındık.
Çok renkli bir grubumuz vardı, renkli olduğu kadar da haylazdı. Duygularda uç noktaları yaşadığım dönemdi aynı zamanda. Çok sevindiğimi de hatırlarım, çok ağladığımı da. Bu uç noktalar bir saman alevi gibi geri bildirim yaptı sonrasında. Evet, serüven çok sürmedi. Gençliğin de verdiği ego ile yollarımızı ayırdık çok geçmeden. Aynı yıl içerisinde kurulan topluluk, aynı yıl içerisinde çalışmalarını yapmış ve aynı yıl içerisinde dağılmıştı. Ortada ne Nervür’den bir eser kalmış ne de Carpediem yeraltı topluluğundan. O zamanlarda kendim hariç herkesi suçlu buluyordum. Şimdilerde baktığımda ise olayın böyle cereyan etmesindeki en büyük suçlu benmişim. Yeni anlıyorum.
Üniversite dönemlerinde oldu olanlar. Olgunluk çağım olarak nitelediğim, hayatımda çok şeylerin değiştiğini gördüğüm, hayat amacımı netleştirdiğim, yoğun programlanmış olan 2007 yılında tamamen kendi alt yapılarımdan oluşan 6 tane eseri kendi imkânlarımla kaydını aldım. Artık eskisi gibi bir başkasını eleştirmiyor, kalemin sivri ucunu artık kendime yöneltiyordum. Çünkü çözümü bulmuştum. Geçmişi bir sürü hatalarla dolu olan ben, nasıl olurda bir başkasının yanlışlarını irdelemeye hakkı olurdu? Dinimizin de emrettiği, psikolojinin de sosyolojinin de onayladığı bu değil miydi: ‘Dünyada düzeltebileceğin tek insan sensin.’
Öncelerde müziklerimi dinlemeye kendim bile tahammül edemiyordum. Artık müziklerimi herkes dinliyordu. Ve güzel eleştirilerle geri bildirimde bulunuyorlardı. Bir ara ‘artık yapmayacağım’ dediğim müziğe, çevremin verdiği destekle devam edecek, müziklerimde verdiğim muğlâk ifadelerle ‘entelektüel’ sıfatını ismime aksettirecektim.
2008 yılı sonlarına kadar toplam 12 eser yapmıştım. Yaz tatilini fırsat bilip yaptığım eserleri de üzerine koyarsak toplam 22 esere ulaşmıştım. Fakat çevrem, neden kendimi sanat yönünde değerlendirmediğimi soruyor, bense onlara hep aynı cevabı veriyordum: ‘Eserlerimi ünlü olayım diye değil, kendimi terbiye edeyim diye yapıyorum.’
Müziğin terbiye etme yönü bazılarınıza göre çok saçma gelebilir. Fakat benim için müzik vazgeçilmez bir şeydi. Amerikan’ların bir atasözü vardır duymuşsunuzdur ‘maymunu ormandan çıkarabilirsiniz fakat ormanı maymunun içerisinden çıkaramazsınız’ diye. Müzikten kopmam mümkün değildi. Yapmalıydım, bu şeye devam etmeliydim. Ve öz eleştiri yapmakla buldum çözümü. Evet, artık şarkılarımda kendimi eleştirecektim. Hatalarımı azaltmak, daha duyarlı, örnek bir insan olmak için bunu yapmalıydım. Şarkılarımda eleştirdiğim o kişi kendi nefsimdir. Çok faydasını gördüm. Öyle ya; şu anda az buçuk bir olgunluğa sahipsem bunun olmasını sağlayan şüphesiz kendimi eleştirdiğim şarkılarımdı. Benim için esas amaç bu oldu. Bunun için ‘aman herkes beni dinlesin’ türünden bir mülahaza içerisine girmek istemedim. Girmek istemememin birkaç nedeni var. Aslında her sanatçı dinlenmek ister. Eserleri başkalarının dilinde pelesenk olsun ister. Lakin artık yorulmuştum. Kendimi anlatmak istemiyordum. Çünkü benim prensibimde böyle bir şey yoktu. Çevrem benim şarkılarımı ‘ben buradayım, beni dinleyin’ dedim diye tanımadı. Hiçbir zaman da böyle demedim, demeyeceğim.
Kendim için yazdığım şarkılardan birileri de dinleyip ders alacaksa ne mutlu bana. Lakin benim için müziğim amacına ulaşmıştır. Alternatif bir esere ihtiyaç duymuyorum. İçimden geldiği gibi yazıyorum notalarımı, şiirlerimi. Sonradan okuyup dersler alıyorum. Kendimi belki de bu şekilde teselli ediyorum.
2004 yılında kendimi iyi bir rap dinleyicisi olarak buldum bir anda. Yabancı müzikler çok ilgimi çekiyordu akranlarımda gördüğüm gibi. Türkçe rap bana o kadar da ilgi çekici, kaliteli bir müzik olarak gelmiyordu ilk sıralar. Fakat sonrasında ben de rap müzikte bir müddet bir şeyler yapmaya çalışacağım, bol pantolonlarla ve bandanalarla dolaşacaktım.
Çevremde sıkı dostluğum olan bir kişi ile yola başladık ilk sıralar. Sonrasında tanıştığım diğer arkadaşlar ve diğerleri derken; bir anda adına Carpediem dediğimiz bir yeraltı topluluğunun içerisinde bulduk kendimizi. ‘Nervür’ ismi altında başladı ilk macera. Nervür, bu grubun içerisinde iki kişiden oluşan bir alt grup niteliğini taşıyordu. Oldukça çaylaktık. Birkaç amatör şarkı yaptık. Dinlenilmek için öylesine çırpındık; öylesine çırpındık.
Çok renkli bir grubumuz vardı, renkli olduğu kadar da haylazdı. Duygularda uç noktaları yaşadığım dönemdi aynı zamanda. Çok sevindiğimi de hatırlarım, çok ağladığımı da. Bu uç noktalar bir saman alevi gibi geri bildirim yaptı sonrasında. Evet, serüven çok sürmedi. Gençliğin de verdiği ego ile yollarımızı ayırdık çok geçmeden. Aynı yıl içerisinde kurulan topluluk, aynı yıl içerisinde çalışmalarını yapmış ve aynı yıl içerisinde dağılmıştı. Ortada ne Nervür’den bir eser kalmış ne de Carpediem yeraltı topluluğundan. O zamanlarda kendim hariç herkesi suçlu buluyordum. Şimdilerde baktığımda ise olayın böyle cereyan etmesindeki en büyük suçlu benmişim. Yeni anlıyorum.
Üniversite dönemlerinde oldu olanlar. Olgunluk çağım olarak nitelediğim, hayatımda çok şeylerin değiştiğini gördüğüm, hayat amacımı netleştirdiğim, yoğun programlanmış olan 2007 yılında tamamen kendi alt yapılarımdan oluşan 6 tane eseri kendi imkânlarımla kaydını aldım. Artık eskisi gibi bir başkasını eleştirmiyor, kalemin sivri ucunu artık kendime yöneltiyordum. Çünkü çözümü bulmuştum. Geçmişi bir sürü hatalarla dolu olan ben, nasıl olurda bir başkasının yanlışlarını irdelemeye hakkı olurdu? Dinimizin de emrettiği, psikolojinin de sosyolojinin de onayladığı bu değil miydi: ‘Dünyada düzeltebileceğin tek insan sensin.’
Öncelerde müziklerimi dinlemeye kendim bile tahammül edemiyordum. Artık müziklerimi herkes dinliyordu. Ve güzel eleştirilerle geri bildirimde bulunuyorlardı. Bir ara ‘artık yapmayacağım’ dediğim müziğe, çevremin verdiği destekle devam edecek, müziklerimde verdiğim muğlâk ifadelerle ‘entelektüel’ sıfatını ismime aksettirecektim.
2008 yılı sonlarına kadar toplam 12 eser yapmıştım. Yaz tatilini fırsat bilip yaptığım eserleri de üzerine koyarsak toplam 22 esere ulaşmıştım. Fakat çevrem, neden kendimi sanat yönünde değerlendirmediğimi soruyor, bense onlara hep aynı cevabı veriyordum: ‘Eserlerimi ünlü olayım diye değil, kendimi terbiye edeyim diye yapıyorum.’
Müziğin terbiye etme yönü bazılarınıza göre çok saçma gelebilir. Fakat benim için müzik vazgeçilmez bir şeydi. Amerikan’ların bir atasözü vardır duymuşsunuzdur ‘maymunu ormandan çıkarabilirsiniz fakat ormanı maymunun içerisinden çıkaramazsınız’ diye. Müzikten kopmam mümkün değildi. Yapmalıydım, bu şeye devam etmeliydim. Ve öz eleştiri yapmakla buldum çözümü. Evet, artık şarkılarımda kendimi eleştirecektim. Hatalarımı azaltmak, daha duyarlı, örnek bir insan olmak için bunu yapmalıydım. Şarkılarımda eleştirdiğim o kişi kendi nefsimdir. Çok faydasını gördüm. Öyle ya; şu anda az buçuk bir olgunluğa sahipsem bunun olmasını sağlayan şüphesiz kendimi eleştirdiğim şarkılarımdı. Benim için esas amaç bu oldu. Bunun için ‘aman herkes beni dinlesin’ türünden bir mülahaza içerisine girmek istemedim. Girmek istemememin birkaç nedeni var. Aslında her sanatçı dinlenmek ister. Eserleri başkalarının dilinde pelesenk olsun ister. Lakin artık yorulmuştum. Kendimi anlatmak istemiyordum. Çünkü benim prensibimde böyle bir şey yoktu. Çevrem benim şarkılarımı ‘ben buradayım, beni dinleyin’ dedim diye tanımadı. Hiçbir zaman da böyle demedim, demeyeceğim.
Kendim için yazdığım şarkılardan birileri de dinleyip ders alacaksa ne mutlu bana. Lakin benim için müziğim amacına ulaşmıştır. Alternatif bir esere ihtiyaç duymuyorum. İçimden geldiği gibi yazıyorum notalarımı, şiirlerimi. Sonradan okuyup dersler alıyorum. Kendimi belki de bu şekilde teselli ediyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder